28 Nisan 2008 Pazartesi

TELEFONDA SATIŞ YAPMAK VE BENİ KASMAK

Bu defa henüz bu sayfada hiç değinilmemiş bir konuyu, telefondan satış yapmayı ele alacağız. Bu yazının temel sebebi geçen gün yaşadığım bir tecrübedir.

Telefonda satış pek çok açıdan avantaj ve dezavantajları sıralanabilecek bir satış yöntemidir. Başlıca avantajları belli bir zaman aralığında ulaşılabilecek en fazla müşteriyle görüşme imkanı sağlar. Görece olarak maliyeti düşüktür. Dezavantajları ise; müşteriyi kontrol edebilme imkanı yoktur, görüşme sürecinde müşterinin konsantrasyon kayıplarını ve buna sebep olabilecek faktörleri ortadan kaldırabilecek yaklaşımlar sergilemek mümkün değildir. Ayrıca telefonda satış monologdur; potansiyel müşteriyle tanışmak amaçlı ön muhabbet veya görüşmenin tıkandığı zamanlarda araya sokuşturulacak birkaç muhabbet ile ortamı ısıtmak mümkün değildir.


Telefondan satış, satılan ürün ve/veya hizmetin niteliklerine göre tercih edilebilir, ancak genel bir kanıyla birebir görüşmeler kadar verimli olmayan satış çabasıdır. Telefondan satışta, satışla sonlanan toplam görüşmenin yapılan toplam görüşmeye oranı, birebir görüşmeyle satışa göre oldukça düşüktür.


Bu genel kanının talep edilen mallar ve arz edilen mallar bağlamında ayrıştığını söylemek gerekir. Talep edilen malları; bir tüketicinin, bir ürüne karşı talep göstermesi, o ürünü satın almak için harekete geçmesi ve telefon yoluyla firmayla iletişim kurması ve telefondan satış görevlisinin satışı gerçekleştirmesi olarak ifade edelim. Kredi kartı talebi buna iyi bir örnektir. Tam karşılığı olarak arz edilen malları ise; bir firmanın pazara sürdüğü bir ürünü satmak için telefon etmesi ve ürününü anlatarak satışı tamamlaması olur. Bunun bir örneği yaşadığım tecrübedir ki, aşağıda anlatacağım.

Talep edilen ürünlerde telefonda satış hem verimli hem de görece kolaydır. Bunun öncelikli sebebi müşterinin satın alma yönünde bir tavır ortaya koymuş, ihtiyacını tanımlamış ve bu ihtiyacı giderecek ürünü tespit etmiş, dolayısıyla ürünle ilgili temel bilgileri edinmiş olmasıdır. Diğer bileşenlerin de (fiyat, ulaşılabilirlik, kalite, hizmet vs.) uygun olması halinde satış başarıyla gerçekleştirilecektir.

Arz edilen ürünlerde ise müşteri bir ihtiyaç ortaya koymamıştır, dolayısıyla ürünle ilgili temel bir fikri yoktur. Satış görevlisi öncelikle ürünü detaylarıyla açıklamak ve daha sonra tüketicinin bir anlık değerlendirmesiyle ihtiyaç hissetmesini sağlamak/ummak zorundadır. Burada insanların tavrı satın almamak yönündedir. Öyleyse arz edilen ürünlerde telefonla satışın görece işlevsizliğini vurgulamak yerinde olur.

Gelelim benim tecrübeme. Önce perşembe günü telefon çaldı ve bir kişi XXX firmasından aradığını ve çok kısa bir anket çalışmaları olduğunu, katılıp katılamayacağımı sordu. Nazik bir bayandı ve işim de yoktu, kısa ise katılırım dedim. Gerçekten kısa bir anketti ve 1 dakika içerisinde tamamlandı. Daha sonra tekrar telefon çaldı ve bana bir soruyu eksik sorduğunu özür dileyerek belirtti ve o soruyu da sorarak cevabını aldı, teşekkür ederek telefonu kapattı. Daha sonra tekrar telefon çaldı, aynı kişiydi. Sesimden beni tanıyınca, ardışık numaraları sırayla aradığını, bir daha rahatsız etmemek için kaç hattın bana ait olduğunu sordu, söyledim, bir daha telefon çalmadı. Buraya kadar her şey normal.

Bir gün sonra başka bir bayan aradı ve katıldığım anketle ilgili görüşmek istediğini belirtti. Ankete katılırken bunun başıma geleceğini bildiğim ve yalnızca 2 dakika süreceğini vaat ettiği için, işim olmasına rağmen itiraz etmedim. Şimdi bu görüşmeyle ilgili değerlendirmelerimi paylaşayım ve bu bağlamda telefonla satış için bazı doğruların tespitini yapalım.

1. Arayan bayanın sesi çok kötüydü, kulaklarımı tırmaladı, resmen orta kulak zarıma hasar verdi. Olmaz, telefonla satış yapacak kişinin sesi mutlaka güzel olmasa da en azından rahatsızlık verici olmamalıdır. Satıcının sadece sesini duyduğum ve kendisiyle ilgili başka bir değerlendirme imkanımın olmadığı bir durumda, bir zahmet satıcının sesi, kendisini dinletecek kadar düzgün olsun. Ayrıca sesi o kadar yüksek geliyordu ki, ahizeyi 10 cm uzakta tutarak dinleyebiliyordum. Öyleyse arayan kişi derdini anlatmaya başlamadan önce sesinin rahatsız edecek kadar yüksek veya rahatlıkla duyulamayacak kadar kısık olup olmadığını sorarak, ses seviyesini buna göre ayarlamalıdır. En azından kendisini dikkatlice dinleme ihtimalim artar.

2. Olabildiğince çok kişiyle konuşmak yerine, yeterince kişiyle konuşmak ve her bir görüşmeyi satışla sonlandırmak hedef olmalıdır. Beni arayan bayan o kadar hızlı konuştu ve bu arada o kadar çok kelimeyi yuvarladı ki söylediklerinin yarısını anlamadım desem yeridir. Yukarıda firma ismini XXX olarak verme sebebim de budur zaten. En az on kere firma adını söyledi, ama ben birinde bile adını anlayamadım.

3. Satış görevlisinin iki dakika süreceğini vaat ettiği görüşme, hiçbir şey sormamama, lafını hiç kesmememe ve bana sorduğu sorulara oldukça kısa cevap vermeme rağmen 10 dakika sürdü. En sonunda benim ilgisizliğimi fark ederek telefonu kapattı, hem de resmen benim veda cümlemi bitirmeme izin vermeden yüzüme kapattı. Bilerek yaptı diyemem, ama yaptı. Benim 10 dakikamı gasp edeceksen eğer, en azından baştan bunu belirtebilirsin veya biraz daha yuvarlak bir ifadeyle neredeyse 5 – 10 dakika sürecek diyebilirsin. Böyle söylenmez, süre çok uzun diyorsan, hiç zaman vermezsin, bir iki önemli bilgi aktaracağım dersin, en azından potansiyel müşterine saygılı davranırsın.

4. Sattığın ürüne o an için talep göstermemiş olmam, bir daha hiç göstermeyeceğim anlamına gelmez. Bu nedenle görüşmenin başından sonuna kadar potansiyel müşteriyle düzgün ve onun ileride oluşabilecek olası talebini ortadan kaldırmayacak bir diyalog geliştirirsin, telefonu yüzüne kapatmazsın. Daha ileriki bir dönemde bu ürüne karşı bir ihtiyaç doğması halinde size ulaşabileceğim bir telefon numarası veya e-mail bir şey bırakırsınız ki, atmaz da saklarsam sizi bulabileyim.

5. Satışın başarıya ulaşması önündeki en önemli bariyer, potansiyel müşterinin ihtiyaç hissetmesinin sağlanmasıdır. Bunun için de en etkili yöntemlerden biri, görüşülen kişiye sorular yönelterek monoloğu diyaloğa dönüştürmektir. Ancak sorular (1) akılcı olmalıdır, (2) zamanlaması doğru olmalıdır, (3) verilen cevaplar görüşmeyi yönlendirmelidir, (4) izlenecek soru silsilesi görüşülen kişinin kendisine “bu ürüne ihtiyacım var” demesini sağlamalıdır. Yani soru, sormuş olmak için sorulmaz; ihtiyaç hissedilmesi için, diyalog kurulması için ve potansiyel müşteri hakkında bilgi toplanması için sorulur. Bana sorulan soruları ve benim cevaplarımı aradan çıkartın ve görüşmeyi dinleyin, emin olun en ufak bir eksiklik hissetmezsiniz.

Şimdi bu adı geçemeyen firmanın bir yöneticisi veya sahibi olmaz ya, gelir bu yazıyı okursa, akabinde kimmiş bu deyip sayfanın üst tarafından adımı öğrenirse, sonra da veri bankasından benimle konuşan bayanın adını bulursa ve bayanı uyarır veya işten çıkartırsa ne olur? Firma için olumlu hiçbir şey olmaz. Satış eğitimi veriniz bayanlar baylar, satış eğitimi veriniz ki personeliniz satış yapabilsin. Firma içinden veremiyorsanız dışarıdan uzmanlarca verilmesini sağlayınız ki, onca uğraş boşa gitmesin.

Peki ürün neydi dersiniz söyleyeyim. Ürün bir sağlık paketiydi. Basitçe şöyle, yılda bir defa ücretsiz göz ve diş muayenesi, adını anlayamadığım bir iki test, eve uzman doktor gelmesi, arayıp uzman doktora danışma imkanı vb. şeyleri içeren bir paket. Fiyatı 680,00 YTL ve kredi kartına 10 taksit yapıyorlar. Ürün düzgün mü; işletilebilirse düzgün. Fiyatı uygun mu; vaat edilenler adam gibi yerine getirilirse uygun. Satın aldım mi; yukarıda anlattım ya.

Saygılar…

18 Nisan 2008 Cuma

ULA BU "OTHER" NE OLA Kİ?

Google Analytics hizmetinden pek memnunum, envai çeşit rapor var.

Raporlardan biri ziyaretçilerin sayfama nasıl ukaştığını söylüyor. Buna göre sayfama gelenlerin %78,52'si arama motorlarından, %13,24'ü link veren sitelerden ve %8,23'ü doğrudan adres girerek gelmiş. %0,01'i ise (1 kişi) "other" kanalından sayfama teşrif etmiş. E bu "other" ne ola ki şimdi?

IDEFIX’TEN KİTAP ALMA DENEYİMLERİNDEN BİRİ DAHA, BU DEFA BAŞKA

Genelde kitaplarımı Idefix’ten alırım. Bu alımlarımda hiç problem yaşamamış, her defasında kitaplarım tam söz verilen günde, tam istediğim gibi, muntazaman ambalajlanmış ve hiç zarar görmemiş halde teslim edildi.
Çarşamba günü saat 19:00 itibariyle üç kitap sipariş ettim. Tercih ettiğim teslimat gününü de Cuma olarak kaydettim. Bu şu demekti: Perşembe sabahı siparişlerim işleme alınacaktı. Aynı gün tedarik edilecekti ve kargoya verilecekti. Ancak bu durumda kitaplarım Cuma günü gelebilirdi. Perşembe günü Idefix’ten bir mail aldım. Şöyle diyordu: Sipariş ettiğiniz kitapların tedarik edilmesi ve kargoyla size ulaştırılması süresi göz önüne alınırsa kitaplarınız Cuma günü elinizde olamayabilir”
Hemen telefon ederek bir açıklama talep ettim. Kitaplarımın tedarik edildiğini ve kargoya bugün (Perşembe) verileceğini ve talep ettiğim gibi Cuma günü elimde olacağını söylediler. Cuma günü kargoya bir gönderi vermek için gittim, ancak kargom orada yoktu. Alıcılar listesinde de adım yoktu. Tekrar telefona sarıldım, kargoya verildiğini söylediler, soruşturup size dönelim dediler. Yaklaşık iki saat sonra telefon ederek daha hızlı teslimat için kuryeye verdiklerini söylediler. Kurye firmasını aradım ve gece saatlerinde elime geçeceğini öğrendim. Ben de Cumartesi sabah saatlerinde almayı tercih edeceğimi belirterek teslimatı erteledim.

Kısa kısa çıkarımlar yapalım:

1. Bana sipariş günümden iki gün sonrasını seçme hakkı veriyorsan, buna göre organize olmalısın ki siparişim tam zamanında elime geçsin.

2. Perşembe günü telefonda kitaplarımın kargoya verildiğini söylüyorsun, Cuma günü ise ürünlerin depoda kaldığını bu nedenle kuryeye verdiğini. Perşembe günü beni telefonda bekletip siparişimi sorguluyorsun, sonra da neden kargoda diyorsun; yalan mı söylüyorsun, yoksa takip sisteminizde bir sorun mu var?

3. Benim bildiğim kuryeye verdiğin herhangi bir şey 2 – 3 saatte teslim edilir. Saat 14:00’te kuryeye verilen ürün bana neden ancak gece yarısı ulaşıyor?

Sonsöz: Idefix’le yukarıda açıkladığım deneyimim, beni Idefix müşterisi olmaktan vazgeçirmemiştir. Hala en başarılı e-ticaret sitelerinden biri olduğunu düşünüyorum. Ancak...

Kendime Not: Bir daha teslim sürelerini kısaltmaya çalışarak kendi kendine iş çıkartma.

Saygılar…

13 Nisan 2008 Pazar

MÜŞTERİ BEKLENTİLERİNİ AŞMAYA KARAR VERMEK İÇİN ÇOK GÜZEL VE YETERİNCE GÜNEŞLİ BİR GÜN

Aşağıda okuyacaklarınız daha çok perakendeci mağazalara uygun gibi gözükse de aslında her marka için de geçerlidir. Markaların bazen başvurduğu, ancak çabalamaktan asla vazgeçilmemesi gereken, hemen her zaman tüm iletişim çalışmalarından daha etkin olabilecek, görece masrafsız bir mantaliteden bahsediyoruz. Müşteri beklentilerini aşmanın birinci kuralı müşterinin ne beklediğini anlamaktır. Bunun için de tek kaynak müşterinin kendisidir; demek ki gayret müşteriyi tanımaktır.
Müşterisini tanımak için markaların ne denli yüksek bütçeli yatırımlar yaptığı, süpermarketlerin sırf bu uğurda müşterilerine mağaza kartlarını kullanmaları karşılığı ne denli önemli indirimler yaptığı ortadadır. CRM aslında tam olarak buna hizmet etmek amaçlı kurulmuş teknolojik sistemlerdir. Bu sistemlerden elde edilen veriler analiz edilerek müşteriler tanınmaya, tüketim alışkanlıkları ortaya koyulmaya ve bu bilgileri satış performansını arttırmak için eylemlere dönüştürmeye odaklanır. Bu eylemeler kitlesel iletişim çalışmalarına, satış yeri uygulamalarına, ürün yerleşimlerine gibi pek çok araca kaynak sağlayabilir.
Küçük işletmelerde bu tip yatırımlar söz konusu olmazken, müşteriyle birebir ilişki içinde olmanın avantajı vardır. Küçük işletmeler için müşteriyi tanımak daha kolaysa da, sorun bu tanımanın eylemlere etkisinin gözlemlenememesidir. Mağaza ortamındaki satış görüşmeleri, akıllı ve becerikli bir satış görevlisi için bir ürün satmaktan ibaret değildir. Müşteriyi tanımak, onun ihtiyaçlarını, özel zevklerini öğrenmek gibi pek çok veriyi toplamak ve bu verileri satışa yönlendirerek satışı tamamlama işidir. Dahası müşteriyle ilgili ne kadar çok bilgi toplarsa, görüşmede dizginleri o denli elinde tutabileceğini ve o kadar farklı ürün satışı gerçekleştirebileceğini bilir. Ayrıca satış sonrası sürecin yönetilmesi için de bu veriler önemli karar kaynaklarıdır.
Müşteriyi tanıdığımıza göre artık onun beklentilerinin neler olabileceği hakkında belli bir görüş geliştirdik. Şimdi bu beklentileri aşmak zorundayız. Beklentiler her zaman için satış sonrası süreçle ilgilidir. Müşteri, aldığı ürünü kullanmakla ilgili, ortaya çıkacak sorunların çözümüyle ilgili ve mağazanın kendisine özel davranmasıyla ilgili pek çok beklentiyle ayrılır kasadan.
Örneğin takım elbise alan bir müşteri, ürünün kuru temizleme işlemine girmesi halinde kumaşının parlaklığını yitirmemesini, kravatın çarpılmamasını, dikişlerin atmamasını bekler. Bunlar ürünle ilgili kalite beklentileridir. Müşterinin farklı talepleri de olabilir, ancak bu talepler genelde içses kıvamında kalır.
Müşteriyi özel hissettirmek, internetin firmalarca keşfinden sonra anlamsız e-mailler atma gayretine bürünmüş durumda. İlk defa böyle bir mail geldiği zaman inanın çok şaşırmıştım. HSBC doğum günümü kutlamıştı. Benim için önemliydi. Sonra bu uygulama herkesçe devam ettirildi. Şimdi her özel günde mesaj kutum ağzına kadar doluyor ve hiçbiri okunmadan siliniyor. Açıkçası çoğu insan için de bu mesajlar kabak tadı vermiş durumda.
Sıradan olan hiçbir şey ile kişiye kendini özel hissettiremezsiniz. Sürekli bir yeniliğe ihtiyaç vardır. Örneğin bir müşteriniz sizden takım elbise aldı. Müşterisini tanımaya gayretli satış görevlisi sayesinde o kişinin 15.08.2008 tarihinde evleneceğini biliyorsunuz. 14.08.2008 tarihinde adama bir mail atarsınız:
Sayın Ali Veli
Yarınki (15.08.2008) düğününüzün tüm hayatınıza ışık tutacak bir birlikteliğin en önemli adımlarından biri olmasını dileriz.
Bu önemli günde firmamızdan aldığınız damatlıkla ilgili herhangi bir sorun yaşarsanız lütfen 0532 555 55 55 numaralı telefondan Özge Hanıma veya 0532 666 66 66 numaralı telefondan Hasan Beye günün her saati ulaşın. Sorunun çözülmesi için bu iki arkadaşımız tam yetkili olup, size her türlü yardımı yapmaya hazır bekliyor olacaklar.
Mutluluklar…
Bu anlamlı bir mesajdır. En güzel günü berbat edebilecek ve damatlıkla ilgili her türlü riski üstlenen, müşterinin kendisini özel ve güvende hissetmesini sağlayacak bir mesajdır. Eğer gece bir sorun çıkarsa, damatlığın aynısı veya çok benzeri damada götürülür, kendisi yeni elbiseyi giyer ve bu yeni elbise düğün sonrası geri alınır, daha sonra da kiralık olarak satışı sürdürülür. Doğum gününde gelen, aptal ve hepsi birbirinin aynısı mesajlardan çok daha iyi ve etkili bir iletişim aracıdır. Müşteriyi memnun edersiniz. Sizi her yerde anlatır. Hiçbir sorun çıkmasa bile sırf yolladığınız mesajı anlatır. WOMM dedikleri budur işte.
Yine bir takım elbise alan müşterimiz var. Lacivert bir takım ve ona uygun bir kravat sattınız. Satıştan 4 – 5 gün sonra müşterinize kargo veya posta ile bir hediye paketi yolladınız. Küçük notta şöyle yazıyor:
Sayın Ali Veli.
Kutunun içindeki mendil, mağazamıza 2 gün önce gelmiş olup, satın aldığınız takıma ve kravata çok uygun olacağını düşündüğümüz için size göndermeyi uygun bulduk. Hediyemizi kabul etmenizi ve mutlu günlerde kullanmanızı dileriz.
İşte harika bir uygulama daha. Sadece özel hissettirmekle ilgili değil; aynı zamanda şaşırtmakla ilgili. Beklentileri aşmakla ilgili değil; yeni bir beklenti yaratmakla, müşteri memnuniyetini başka bir açıdan yeniden tanımlamakla, rekabet avantajlarını ele geçirmekle ilgili. Kol düğmesi de yollanabilir, küçük bir broş da. Önemli olan şudur. Hiç kimse takım elbise aldığı bir mağazadan kendisine bir aksesuar (mağaza için ticari bir mal) hediye edilmesini beklemez.
“Molaverrahatla” adlı blogunda Arzu Cihangir’in beklentileri aşmak bağlamında, müşteriyi şaşırtmakla ilgili güzel bir hikayesi mevcut.
Çok basit uygulamaların bile ne denli önemli farklar yarattığını bilmek gerekir. İşte konuya ilişkin bir yazı da Prof. Dr. İsmail Kaya’dan geliyor: “İnce İşler, Yoldaki İşaretler” Mağaza satışı işlerinde satış temsilcilerine hep şunu öğütlemişimdir: “Müşterinin adını mutlaka öğrenin, sonra da asla unutmayın. Müşteri içeriye bir daha girdiği zaman ona adıyla hitap edin.” Müşterinin şaşkınlığı ve size karşı geliştireceği sempati her zaman ve daha çok satış olarak geri dönecektir.
Sorun çözmek; müşteri memnuniyetinin maksimize edilmesiyle ilgili bir konudur. Bir araştırmaya göre; firmayla sorun yaşamış ancak sorunu firma tarafından başarıyla çözülmüş müşteriler, firmayla hiç sorun yaşamamış müşterilere göre çok daha sadık oluyorlar. Bu mantıklı. Çünkü sorun her zaman çıkar, insanlar da bunu bilir. Bu gün sorun çıkmamış olması, hiçbir müşteri için yarın da sorun çıkmayacağının teminatı değildir. Ancak bu gün sorunu çözülmüş bir müşteri, yarın da olası bir sorunun çözüleceğini bilir.
Markalı ürünlerin no-name muadillerine göre daha fazla fiyat talep etmesi tabii ki normal ve açıklanabilirdir. Bu açıklamanın bir kısmı maliyetler, maliyetlerin bir kısmı da garantilerdir. Ancak iş hacmi büyüdükçe ortaya çıkan hantallıklar, iş akış sistemlerinin bürokrasiye teslim olması doğal sonuçlardır. Bu sonuç da alır bizi büyük firmaların sorun çözme yeteneklerinin azalmasına götürür. Müşteri hizmetleri numarasını arayıp hizmet verebilecek bir yetkiliyi bulmak tam bir maceradır. Garanti kapsamındaki ürünlerin arızalanmasından sonra ürünün değiştirilmesi veya tamir edilmesini beklemek ve bu sürelerin hayli uzun olması hep hantallıkla ilgilidir.
Küçük işletmeler pek çok açıdan markalı ürünlere göre dezavantajlı olsa da hızlı ve esnek olmaları ciddi bir avantajdır. Ancak bu esneklik müşteri beklentilerini aşmak yönünde kullanılmadığı için beklentileri aşmak söz konusu olmamaktadır. Pek çok bilgisayar markasının servisleri tam bir felakettir. Ben her zaman toplama PC tercih eden biri olarak, çalıştığım firmalarda markalı bilgisayarların servislerinin berbat halini gördüm.
Geçenlerde monitörüm bozuldu. Hyundai Q995 model monitörümü kucaklayıp aldığım yere (Ay Bilgisayar) götürdüm. Garantisi devam eden monitörümü servise bıraktım ve ilk olarak şunu öğrendim: Hyundai’ı arayınca belirttiğim adrese gelip monitörümü alıyorlarmış. Açıkçası LCD olamayan 21’’ ölçüsündeki monitörü (yaklaşık 30 kg) kucaklamak zorunda kalmayacağımı bilmek güzel. Bunu öğrendiğim anda aklımda yanan ampul şöyle dedi: “Eğer adresten alıyorlarsa, adrese de teslim ederler. En azından dönüşte taşımak zorunda kalmayacağım.” Sonra da öğrendim ki; gelip almıyorlarsa geri getirmiyorlarmış. Beklentilerimi karşılayamadıkları bir andı bu. Servis sürecinin en az 15, en çok 30 gün süreceğini söylediler. “Aman Allah’ım, bu kadar zaman bilgisayarsız ne yapılır?” dedim kendime. Sonra aklıma bir fikir geldi. “Monitör kiralıyor musunuz?” diye sordum. Kiralamıyorlarmış. İyi bir satış görevlisi şöyle derdi: “Böyle bir uygulamamız yok, ancak başlatılabilir, üstlerimle görüşeyim, bir saniye lütfen.” Mantıklı bir hizmet olurdu. Ayrıca masrafı da düşük olurdu, hem de acayip fark yaratıcı olurdu. Büyük ihtimalle böyle bir uygulama başlatmaya yetkili kimsenin haberi yok bu fikrimden şu anda.
Mağazacılıktan ve bilgisayardan bahsedince şu yazıyı da buraya koymak şart oluyor tabii ki: “Marketing & Management, Alper Akcan, Gel de Anlatma! Bir Başka Apple Store Tecrübesi
Sorun çözmek, şaşırtmak, heyecanlandırmak, özel hissettirmek vb. her şey düşük maliyetli ve çok da zor olmayan basit uygulamalarla müşteri beklentilerini aşmaya hizmet edebilir. Bu hizmetin karşılığı olarak da önemli satış hacimleri yakalanabilir. Dahası adam yerine koyulmak, önem gösterilmesi her müşteri için bir bağdır. Her bağ yeni müşteriler, her yeni müşteri yeni satıştır.
Saygılar…
Güncelleme...
Onca yazdım, anlattım, ama bunları yazmama vesile olan önemli yazılardan birine bağlantı vermeyi unuttum: Zeynep Özata - Blogistan - Güç Gerçekte Kimde

12 Nisan 2008 Cumartesi

GERİ DÖNDÜM, KAYIP KAÇAK YOK ÇOK ŞÜKÜR

Uzun, ama gerekli bir araymış; biraz sıkılmışım, biraz da yorulmuşum. Ama şimdi ilk günkü hevesle geri dönüyorum. Hem taşınma işlemi de tamamlandı, Wordpress'teki yazılardan sonra yorumları da buraya aldım. Hem tasarımı da kafama göre yaptım, belki ara sıra değiştiririm.

Yazılar eskisi gibi olsun istiyorum, belki biraz daha kısa, belki biraz daha eğlenceli, biraz daha renkli.


Yazmaya başlamadan önce takip ettiğim blog yazarları ben uğramayalı neler yapmış, boş boş oturmuşlar mı diye bir teftişe çıktım. Sağolsunlar çok çalışmışlar, okunacak bir sürü yazı birikmiş. Özellikle Selim Abi ve Rüstem çok yazmış, Rüstem resmen abartmış. Yavaş yavaş okuyacağım artık.


Hoşgeldim...

Hoşbuldum...